“Toplumsal Barış Ağı” Genişletilmiş Bölge Çalıştayı Diyarbakır’da Yapıldı.

Kanada Büyükelçiliği ve AB Sivil Düşün Programı tarafından da desteklenen projenin kapanış toplantısına aralarında İHD eski Genel Başkanı Akın Birdal,  İHD Genel Başkan Yardımcısı Raci Bilici, Prof. Dr. Mesut Yeğen, Yazar Ali Bayramoğlu, Prof. Dr, Ayşe Betül Çelenk, Doç. Dr. Sevilay Çelenk, Doğu ve Güneydoğu iş Kadınları Derneği Başkanı Ferda Cemiloğu’lunun da bulunduğu, akademisyenler ve çok sayıda insan hakları kuruluşu temsilcisi ve STK temsilcileri katıldı. katıldı.

İki yıldır devam eden bu toplantıların amacı, Türkiye genelinde bir sivil toplum ağını oluşturarak toplumun farklı kesimleri arasında bir diyalog süreci başlatarak barışın yeniden tesis konusunda kamuoyu baskısı oluşturulmaya çalışılacak.

24 Şubat 2018 tarihinde yapılan çalıştayın açılış konuşmasını yapan DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet KAYA projenin ortaya çıkış fikri ve ulaşılmak istenen nihai hedeflere dair aşağıdaki bilgileri verdi.

DİTAM 2010 yılında içinde sivil toplum aktivistlerinden, iş insanlarına, gazetecilere varıncaya kadar kırk dolayında şahsiyetin girişimiyle Diyarbakır’da örgütlenen bir düşünce kuruluşu. Bugünlerde sayımız 70’i buldu. “Neden böyle bir örgütlenmeye ihtiyaç duyduk” diye sorulursa! Bölgede ve Ortadoğu’da özellikle Kürt Sorunu üzerinden Çatışmalı Hâl’in çözümüne dair katkılar sunmak ve Yurt içinde Toplumsal Barış üzerine çalışmalar yapmak. Her konuya müdahil olan değil de bizi yakan en önemli sorunlara yaklaşım gösteren bir düşünce kuruluşu.

DİTAM olarak çalışmalarımızı üç başlık üzerinden yürütüyoruz.

Birincisi; TİGRİS Diyalogları ve Kırklar Meclisi başlığı altında bölgede yaptığımız iki çalışma var. Selahattin Demirtaş ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi siyasi parti liderlerini bölgede Kürt Sorununda taraf olan aktörler, şahsiyetler, kurum temsilcileriyle buluşturup interaktif toplantılar düzenlemek. Bu buluşmalar esnasında ve daha sonra medya ile buluşturup bilgileri toplumla paylaştık / paylaşıyoruz.

İkincisi; Yurtdışı ilişkilerimiz bu anlamda yoğun. Amerika Birleşik Devletlerindeki kimi düşünce kuruluşları ve yönetimle görüşmelerimiz ziyaretlerimiz oldu. AB Parlamentosu temsilcileri ile yaptığımız görüşmeler var. Erbil’de oradaki düşünce kuruluşlarıyla bir çalıştay yaptık. Bir de Federal Kürdistan Referandumunda Gözlemci olarak bulunduk. Referandum raporumuzu da hazırlayıp kamuoyu ile paylaştık.

Üçüncüsü; Proje odaklı çalışmalar yürütüyoruz. Sağlık hizmetlerini yeterince alamamanın yarattığı sorunları bir raporla ulusal ve uluslararası kamuoyu ile paylaştık. Ki, bu rapor basına düşünce “dünyada kendi alanı ile ilgili ilk çalışma olduğu” bizlere ifade edildi.

Bölgesel Teşvik mevzuunun ne kadar etkin olduğunun araştırmasını yaptık.

Son üç yıldır da, yoğunluklu olarak “Toplumsal Barış Ağı”nı çalışıyoruz. Bu projemizin ilk ayağında bölgenin on ilinde toplantılar yaparak 85 dolayına sivil toplum kuruluşu ve şahsiyetlerin gönüllü katılımlarıyla ağımızı oluşturduk. Ağın ikinci aşaması olarak Türkiye’nin geneline yayılacak şekilde bir çalışma başlattık. Önemli bölgesel merkezler olan Mersin ve İzmir’de buluşmalar gerçekleştirdik. Bugün de Eşitlikçi ve Çoğulcu Demokrasi Ağı Projemizin bu evresinin son toplantısını Diyarbakır’da yapıyoruz.

Takdir edilmeli ki; bu projeler tamamlanıp tüketilen değil! Birbirini izleyen hatta tamamlayan izdüşümlü projeler. Bu projenin üçüncü ayağında da uluslararası boyutu gündeme gelecek.

Bu ağı ve çalışmayı oluşturmadaki temel amacımız; Kürt Sorununun çözümünde ve toplumsal barışın sağlanmasında sivil toplumu güçlü ve aktif hâle getirmek. Geriye dönüp baktığımızda aslında görüyoruz ki sivil toplumun önemli çalışmaları var. Ak Partinin iktidara gelmesinden sonra Askeri vesayetin bitirilmesinde sivil topluma verdiği desteğin ve o destek sonucunda gelinen nokta azımsanmayacak ölçüdeydi. Yine bu süreç içinde Avrupa Birliğine katılım müzakerelerinin yürütülmesinde sivil toplum kuruluşlarının çok önemli katkıları oldu. Ama en sonunda ülkede yaşanan 15 Temmuz Darbe Kalkışmasının başarıya ulaşmamasında sivil toplum ve medyanın çok önemli rollerinin olduğunu da çok iyi biliyoruz.

Bilindiği üzere ülkemiz yaklaşık iki yıl süren bir “Çözüm Süreci” deneyimi yaşadı. Üstelik çözüm sürecinde çok olumlu bir hava yaşandı, çatışmalı hâlin artık yaşanmayacağı ruh hâli yaşanmaya başlanmıştı. Sürecin kalıcı barışa evirileceği inancı da vardı. Tabi bunlar toplumda yeterince tartışılamadı. Nasıl başladı, nasıl bir süreç izledi, neden sürdürülemedi!  Ne kamuoyu, ne sivil toplum suçlamalar dışında taraflar üzerinden bu süreci tartışmadı / tartışamadı.

Bizim net olarak gördüğümüz bir şey var ki; bu sürecin yürümemesindeki en önemli etkenlerden biri süreci kucaklayabilecek bir sivil toplum yapılanmasının olmamasıydı. Bunu en bariz şekilde gerek hükümet, gerekse Kürt siyaseti üzerinden baktığımızda her ikisinin de suçlama dili ortada bu işi kolaylaştıracak ya da sorunu halledecek bir sivil toplum tarafının eksikliği kırılmaları gittikçe derinleştirdi.

Son noktada birçok nedenle birlikte bu sürecin akamete uğramasına ortam hazırladı. Tabi hep söylüyoruz bu tür süreçler bitince çatışmalı hâl daha da derinleşir. İşte, tam da bunu yaşıyoruz bugünlerde. Çatışmalar öyle bir hâle evirildi ki ölümleri hiç önemsemez olduk.

Tabi dünyadaki çatışmalı süreçlerin sonlandırılmasında da sivil toplum kuruluşlarının çok önemli katkıları var. Buradan iki örneği dile getirmem iyi olur. Biri Kolombiya örneğinde her iki tarafın yaptığı açıklamada eğer sivil toplum sürecin içinde yer almamış olsaydı bu iş çözülemezdi diyorlar. Diğer bir örnek de her ne kadar bizler buradan Arakanlı’larla sınırlı görsek de gerçekten Myanmar’da da canlı tanığı olduk işin. Çok güçlü sivil toplum kuruluşlarının kurdukları gözlemci istasyonlarından tutun, meclislerine kadar yapıların oluşturulduğu Barış Süreci sürdürülüyor. Ve tabi süreç içinde sivil toplum çok önemli roller üstleniyor. Bunların dışında tarihsel olarak bizden çok çok uzun zaman dilimini kapsayan İRA sürecine baktığımızda; bizden on kat daha az ölümlerin olmasında sivil toplumun belirleyici rolü olduğu bir gerçek. Çözümü sağlamanın yanı sıra, bizzat çözümün içinde olması ve ölümlerin de az olması sivil toplum açısından ayrıca öneme sahip.

Etnik çelişki ve sorun sadece ülkemize has bir mesele değil. Dünyanın 200 ülkesinde 2000 dolayında millet yaşıyor. Tek ırk olarak yirmi dolayında ülke sayabiliyoruz. Onların da tümünün nüfusunu toplasanız Türkiye kadar etmiyor. Maalesef dünyanın birçok ülkesinde yine bir dolu halk çatışmadan demokratik teamüller ekseninde birlikte yaşarken bizim gibi ülkelerde çatışarak nasıl çözülür yöntemini deniyor.

Aslında bugün gelinen noktaya baktığımız zaman Ak Parti çözüm sürecine müdahil olduğunda çözüm meselesi üzerine daha çok devlet içi yapılanmaları işaret ediyordu. Ve bunun ülkede bekâ meselesi olduğunu sürekli işaret ederek bu işin diyalogla halledilmesini dile getiren bir üslubu vardı. Ama süreç içinde bugün gelinen noktada bu dil terk edildi ve yerini çatışma diline bıraktı. Tabi geçmişten bugüne baktığımızda devlet içi yapıların hiçbir zaman bu denli güçlü ve etkin olmadıklarını biliyoruz.

Peki, o halde niçin böyle bir barışa ihtiyaç var diye sorarsanız! Gerçekten bu tür çalışmalarda toplumsal kırılmaların gittikçe derinleştiği, savaş dilinin giderek hâkim olduğu, sıradanlaştığı dönemlerde birilerinin çıkıp farklı şeyler söylemesi gerekiyor. Halen hepimiz aynı dili kullanırsak toplumsal derinleşme öyle bir noktaya gelir ki, artık sivil toplum kuruluşlarını kimse dinlemez. Çatışan dilin ve çatışan tarafların dili hâkim olur. İşte tam da bu sebeple böyle dönemlerde adımlar atarak bir şeyler söylemek gerek. Bu Ağı bu çerçevede düşünüp hayata geçirmeye çalıştık. Çok önem arz ediyor bu tür Barış Ağları.

Niye önemli diye sorarsak! Saldırıların ve hak ihlallerinin yaşandığı bir dönemde yaşıyoruz. Belki de sivil toplum kuruluşlarının kendini koruyarak güçlendirebileceği en önemli yapılar böyle anlardır. İşte bu tür çalışmalar yapan ağların birbirleriyle ilişkilenmelerini sağlamak önemli. Bizim hedeflerimizden biri de bu. İşte bizlerin bölgede yaratıp geliştirdiği ve Türkiye’nin geneline yayılacak olan ağ bu açıdan önemli. Bu tür ağlar yine bu tür çalışmalarla güçlendikçe toplumdaki kutuplaşmayı engelleyen önemli aktörler haline gelir. Tabi bunu yaparken de bu ağlar güçlendikçe Barış Süreçlerinde rolleri artacak ve rol üstlenecekler. Üçüncü Göz de olabilir, Kolaylaştırıcı da olabilir. Bu ağların içinde farklı yapılardan sivil toplum kuruluşlarının olması barış süreçlerinde görev almasını daha da kolaylaştırır ve sürece daha da büyük destek sunar.

Son olarak bize düşen iki görevi de dillendirerek sözlerimi sonlandırayım.

Birincisi; Barış meselesini yeniden tartışmaya açmak! Ve Barış Mücadelesini başlatmak sivil toplum kuruluşlarının bugün yapması gerekendir.

İkincisi; Geçmişte yaşanmış bir süreç var. Bir kısmı Çözüm Süreci, bir kısmı Çatışmalı Süreç olan süreçlerde hem toplumu hem de sivil toplumu aydınlatacak, bilgilendirecek ve bunlardan dersler çıkaracak rapor hazırlamak gerekiyor. Yani ezcümle; geçmişin bir raporunu hazırlamak gerekiyor. Nasıl başladı! Niye yürümedi? Maalesef sağlıklı bir çalışma yok ortada. Belki de bizlere düşen görev ve varlık sebebimiz budur diye düşünüyorum.

Projenin genel amacı ve hedefleri konusunda katılımcıları bilgilendiren DİTAM Başkan Yardımcısı Mesut AZİZOĞLU; bu proje iki yıl önce “Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Aracı” programı tarafından desteklendi ve 18 ay sürdü. Daha sonra ise Kanada Büyükelçiliği projemizin sürdürülmesine katkı sunmaya başladı. Bugün de projenin son toplantısını yapıyoruz. Buradan çıkacak görüş ve öneriler ile projemizin sürdürülebilirliği konusunda birlikte neler yapabileceğimizi de konuşacağız.

Çalıştaya İstanbul’dan katılan Prof. Dr. Mesut Yeğen “Afrin’de operasyonu şehir operasyonuna döneceğini düşünmüyorum”

Çalıştayın ilk konuklarından İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim üyelerinden Sosyoloji Profesörü Mesut Yeğen konuşmasında Türkiye’nin Kürt meselesi, ona bağlı çökmüş çözüm sürecinin bölgesel dinamiklerin etkisine maruz kaldığını, bundan sonra ne olacağının da yine bu dinamiklerle ilişkili gelişeceğini ileri sürdü.

Mesut Yeğen, ABD’nin İran’ı bölgede sıkıştırma vizyonunun ilerde Türkiye’yi yeni bir çözüm sürecine zorlayabileceğini ifade etti.

“Türkiye, ABD’nin İran’ı kuşatma siyasetine dahil olursa, barış sürecine dönme ihtimali yükselir ama bunun aksi olursa, askeri anlamda Türkiye’de zayıflamış bir PKK ile çatışmalar Irak ve Suriye’de devam edebilir” dedi.

Mesut YEĞEN’nin sunumundan sonra basına kapalı devam eden çalıştayda Barış Süreçlerinde STÖ’lerin Rolü ele alınarak gün boyunca devam etti.

Çalıştay sonucunda elde elde edilen görüş ve öneriler daha sonraki süreçte kitap haline getirilerek kamuoyu ile paylaşılacak.

#DİTAM #ToplumsalBarışAğı #SivilDiyalog #CFLI #CFLITK

İlgili Yazılar