Toplumsa Barışın İnşasında Hukukun Rolü

Toplumsal Barışın İnşasında Hukukun Rolü Toplantısı

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) olarak 17 Mayıs 2025 tarihinde organize edilen STÖ’lerin, aktivistlerin, akademisyenlerin ve siyasetçilerin bir araya geldiği “Toplumsal Barışın İnşasında Hukukun Rolü” başlıklı toplantının ilkini Diyarbakır’da gerçekleştirdik.

Toplantıda aşağıdaki konular üzerinde tartışmalar yürütüldü;

  • Barışı İnşa Etmenin Siyasal ve Hukuksal Temelleri – Prof. Dr. Mithat Sancar
  • Kapsayıcı Toplumsal Barışın İnşasında Hukuki Zemin ve İzlenmesi Gereken Yol Haritası-Kezban Hatemi
  • Türkiye’de Barışa Dönük Anayasal Arayışlar – Prof. Dr. Sevtap Yokuş
  • Anayasa Yapım Sürecinde Yeni Bir Yöntem: Aşamalı Anayasa Yazımı – Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem

Forum şeklinde düzenlenen 2. oturumda ise katılımcılar görüşlerini belirttiler.

Toplantının açılış konuşmasını DİTAM Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Azizoğlu gerçekleştirdi. Azizoğlu, “Kürt meselesinde daha önce hiç yaşamadığımız yeni bir döneme girdik. Devletin ihtiyaç temelli de olsa, çözüm niyeti ve PKK’nin fesih ve silah bırakma kararı yeni bir durum oluşturdu. Yıllarca bu tür toplantılarda Kürt meselesinin neden çözülmesi gerektiğini anlatmaya çalıştık. Ama artık bugün oluşan bu yeni durum Kürt meselesiyle ilgili yeni şeyler söyleme zorunluluğunu ve imkânını doğuruyor. Artık çözüm için yapılması gerekenleri ve bunların nasıl yapılacağına dair konuları da konuşmak gerekiyor,” dedi.

“Dünyada ilk örnek diyebileceğimiz bir tecrübenin içinde bulunuyoruz”

“Barışı inşa etmenin siyasal ve hukuksal temelleri” başlığı altında gerçekleştirilen oturumda konuşan DEM Parti Milletvekili Mithat Sancar, bu sürecin dünyadaki barış süreçlerine benzemediğinin altını çizerek, “Türkiye’de yaşadığımız, dünyada yaşanan süreçlerden farklıdır. Dünyada ilk örnek diyebileceğimiz bir tecrübenin içinde bulunuyoruz. Çatışma çözümü ya da barış inşası konusunda dünyada yaşanan süreçlerin hepsinden farklıdır. İlk deneme diyebiliriz. Başarıya ulaşacağına inancımızı vurgulayarak şöyle diyeyim. Başarıya ulaşırsa, dünya literatürüne de aynı zamanda buradan, Türkiye’den, Mezopotamya’dan bir katkı sunmuş olacağız. O nedenle hem hedef büyük hem sorumluluk ağırdır.” dedi.

Sorunların adım adım ve müzakereyle çözülebileceğinin vurgusunu yapan Sancar sözlerine şöyle devam etti: “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yapısını iyi analiz etme ihtiyacı var. Sayın Öcalan’ın şemayı bu şekilde kurguladığını düşünüyorum. Barışın inşasını iki tarafın anlaşmasıyla gerçekleşecek bir durum olarak görmediğini ortaya koymak istiyor. Demokratik toplum kavramı burada önemlidir. Barış örülecekse ve çözüme gidilecekse, demokratik toplum dediğimiz kavramı hayata geçirecek veya gerçekten canlı bir dinamiğe dönüştürecek çabalara ihtiyaç var. Kısacası silahlar bırakılıyor, bundan sonrasını yapmak konusunda asli görev bütün siyasi aktörlere ve toplumsal kesimlere düşüyor. Şüphesiz iktidara görevler, yükümlülükler düşüyor.”

“Eğer Barış Sağlanacaksa Yapılması Gereken Şeyler Var”

Sürecin akamete uğramaması adına gerekli adımların atılması gerektiğini ifade eden Mithat Sancar, “Eğer barış sağlanacak ve buradan da çözüme gidilecekse, yapılması gerekenler var. Bu konuda bir tereddüt yok, fakat sürekli olarak iktidardan beklenti içinde olmak ve iktidardan beklemek tutumu bu sürecin niteliğine uymuyor. Kendi sorumluluklarımızın ne kadar geniş olduğu gerçeğiyle yüzleşmemizi de engelliyor. İktidar adım atacak, peki atmadığında daha geniş siyasal ve toplumsal talep ve basınç yaratmak gerekiyor. Eğer böyle olmazsa, sürekli olarak “Neden iktidar adım atmıyor, ne zaman atacak?” soruları tam olarak bu süreci ilerletme yönünde kullanmamız gereken yöntemleri ve siyasal araçları işletmemizi de zorlaştırır,” dedi.

“Ne kadar Kürt sorunuysa, aynı zamanda Türk sorunudur.”

Avukat Kezban Hatemi, fesih sürecinin ve silahsızlanmanın bir gecede olmadığını, bir çalışmanın sonucu olduğunu söyledi. Hatemi sözlerine şöyle devam etti. “Herkes sürecin ne olduğunu, nasıl yürüdüğünü biliyor. Buzdolabına konduğu yerden başlayayım; dünyada örnekleri var. Kıymetli olduğu için buzdolabındaydı. Şimdi çıkarıldı. Dünya örneklerine göre bir başlangıç var. Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan’ı rüyasında görerek bu işi başlatmadı. Bir çalışmanın sonucudur. Bu süreci hızlandırmamız lazım, akamete uğramaması lazım. Hukuki zeminde herkes sorusunu sormalı. Hukuki zemin hazırlanmalı. Önemli. O zemin hazırlanıyor. Bunun arkası demokratikleşmedir. Aynı zamanda Kürtlerin de demokratikleşmesi sürecidir. Bu meselenin çözüm noktası TBMM’dir. Bu süreç önemli; medyanın dili önemli. Süreç başladı; akamete uğramaması için STK’ların baskıcı olması gerekiyor. Önemli bir döneme girdik. Sabra ihtiyaç var. Ne kadar Kürt sorunuysa, aynı zamanda Türk sorunudur. Yüzleşme ve helalleşme de ardından gelecektir.”

“Hukuki bir zemin şart”

Herkesin sorusunu rahatça sorabileceği bir hukuki zeminin olması gerektiğine dikkat çeken Kezban Hatemi, “Akil İnsanlar Heyeti sürecinde, son dakikada bizi korumak amaçlı bir çerçeve kanun çıktı ama o çerçeve kanun, beni ve Hüsnü Hoca’yı korurken maalesef Ayla Akat’ı koruyamadı. Dolayısıyla hukuki zeminin olması gerekli. O hukuki zemin şu anda hazırlanmak üzere. Bunun işaretlerini aldık. Hukuki zemin çok önemlidir. Hukuki zeminden sonra yapılması gerekenler var. Ulusal ve uluslararası, özellikle Avrupa normlarına uygun hukuki kriterlerin konulması gerekir. Önce uluslararası normlar üzerinden gitmemiz lazım. Daha sonra anayasa. Bizim gibi kırılgan bir toplulukta anayasayı yapmak, mutabakatı sağlamak o kadar kolay değil” ifadelerini kullandı.

“Ezberleri Bozan Bir Dönemle Karşı Karşıyayız”

Çözüm sürecinin ezberleri bozan bir dönemle karşı karşıya olduklarını söyleyen Sevtap Yokuş, Türkiye’de “terörden arınma” adı altında başlayan yeni sürecin; 2013, 2014 yıllarındaki demokratik bir anayasa ve özgürlüklerin önünün açılması hedefiyle birlikte çatışmaların çözümüne yönelen sürece benzer bir süreç olduğu söylenemez. Gerçi dünyadaki bütün çatışma çözümü-barış süreçleri örneklerinde şunu da biliyoruz: Asla bir örnek, diğerine uymuyor. Türkiye’de bu kez, çözüm süreçlerine ilişkin ezberleri de bozacak bir süreçle karşı karşıyayız,” dedi. Çok kritik bir süreçten geçildiğini ifade eden Yokuş sözlerini şöyle sonlandırdı. “Toplumsal kutuplaşmanın çok üst seviyede olduğu bir dönemden geçiliyor. Öncelikli olan, akut sorunların bir an önce dindirilmesidir. Kısa vadede birtakım yasal düzenlemelerle akut durum aşılmaya çalışılacaktır. Ancak eğer kalıcı, gerçek bir barış isteniyorsa, eninde sonunda demokratik bir anayasaya ihtiyacı doğacaktır. Neden? Çünkü, Kürt sorununu bu derece derinleştiren, başta Anayasa olmak üzere, bugüne dek çatışmaya zemin oluşturan hukuksal düzenlemelerdir.”

“Silahsızlanma Süreciyle Birlikte Yeni Anayasa Konusu da Gündeme Gelecektir”

Çalıştayda söz alan Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, sürecin ilerlemesiyle beraber yeni anayasa değişikliğine de dikkat çekerek, “Yeni anayasa yapımının mevcut bölünme ve çatışma potansiyelini daha da derinleştirmemesi adına önerilen yönteme başvurmak işlevsel olabilir. Bu yöntemle başarı elde etmenin güçlüğünü anlıyorum. Toplumda ve özellikle de siyasette uzlaşma kültürünün zayıflığının farkındayım. Siyaset, sürekli çatışmacı bir dille yürütülüyor. Kimi siyasi liderler bu dilin avantajını dikkate alarak sürekli bu dili kullanmak suretiyle lehlerine sonuç elde ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Siyasete yön veren aktörlerden hiç beklenmedik olumlu çıkışların da olduğunu görmezden gelmememiz gerektiğini aktaran Erdem, “Yaşanan sürecin ana kumanda masasında oturan Sayın Devlet Bahçeli, bu sürecin gerektirdiği anayasal ve yasal reformlardan söz etti. Bahçeli daha da ileri giderek, Türkgün Gazetesi’nde yayınlanan üç günlük tefrikasının ilkinde, Kürtlerin kahır ekseriyetinin Kürt meselesinin çözümündeki temel taleplerinden biri olan vatandaşlığa ilişkin çok radikal bir öneri verdi. Dedi ki, “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes, eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. Buna yakın bir değerlendirmeyi eski başbakanlardan Binali Yıldırım yaptı. Vatandaşlık tanımının gözden geçirilebileceğini, bir etnik kimliği tanımlama değil de, etnik kimliğe bakılmaksızın vatandaşlığı ön plana çıkaran ve bu suretle de bazı etnik grupların kendilerini dışlanmış hissetmelerini engelleyen bir düzenleme yapılabileceğinden söz etti. Her iki görüş de Kürt meselesinin çözüm beklentileri açısından umut vericidir,” dedi.

İkinci oturumda ise toplantıya katılan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve aktivistler görüşlerini belirttiler.

Çalışma sonucunda Toplumsal Barışın İnşasında Hukukun Rolü-2 adıyla hazırlanan rapora buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Yazılar

en_GBEnglish (UK)